HİT MAN (GİZLİ GÖREV):”O Bir Tetikçi Değil, Polisin Gizli Silahı.”
Polis için sahte kiralık katil rolü oynayan bir profesör, müşterisine aşık olunca tehlikeli ve eğlenceli bir kimlik oyununun içine sürüklenir.
Richard Linklater’ın yönetmen koltuğunda oturduğu ve başrollerini Glen Powell ile Adria Arjona’nın paylaştığı Hit Man (Gizli Görev), sinema salonlarından çıktığınızda bile zihninizde neşeyle yankılanmaya devam eden, türler arasında ustalıkla slalom yapan nadir yapımlardan biri. Gündüz sıradan bir felsefe profesörüyken gece polis için “sahte bir kiralık katil” kılığına giren bir adamın, kalbini yanlış bir müşteriye kaptırmasıyla kontrolden çıkan hayatını anlatan film; kara komedi, suç ve romantizmi o kadar pürüzsüz harmanlıyor ki, izleyiciye adeta taştan kalpli Hollywood kliplerine karşı taze bir soluk armağan ediyor. Linklater, insan doğasının ikiyüzlülüğünü ve kimliklerimizin ne kadar kırılgan olduğunu masaya yatırırken, tempoyu bir an olsun düşürmeyen, zekice yazılmış diyaloglarla bezeli bir sinema şöleni sunuyor.
Hit Man İncelemesi: Sahte Kimliklerin Gölgesinde Başlayan Tehlikeli Bir Aşk Oyunu
Gary Johnson, New Orleans polis teşkilatı için çalışan, hayatı rutinlerle örülü, kendi halinde bir felsefe profesörüdür. Polisin düzenlediği operasyonlarda hedefteki kişilere kiralık katil rolü oynayarak onları tuzağa düşüren Gary, aslında suç dünyasının en zararsız “suçlusudur”. Ancak bir gün karşısına, kocasından kurtulmak isteyen ve bu tehlikeli iş için Gary’nin kapısını çalan çekici Maddy çıkar. Normalde profesyonel mesafesini koruması gereken Gary, Maddy’nin gözlerindeki o kırık ve tutkulu ışığa karşı koyamaz; o an maskesi düşer ve kural ihlali başlar. Kendi yarattığı Ron adındaki karizmatik ve tehlikeli kiralık katil persona ile Maddy’ye aşık olan Gary, bir yandan polis rozetini taşırken diğer yandan kendi yalanının kurbanı olmamak için akıl almaz bir illüzyonun parçası haline gelir. Olaylar çığırından çıktıkça, gerçek Gary ile sahte Ron arasındaki çizgi tehlikeli bir şekilde bulanıklaşır ve ikili kendilerini nefes kesen bir kedi-fare oyununun ortasında bulur. Bu film; kimliğin sadece üzerimize giydiğimiz bir kıyafetten ibaret olduğunu, bazen en büyük gerçeğin en kusursuz yalanların içinden doğduğunu kanıtlayan mizah dolu bir başyapıt.
🎭 Hit Man Hakkında Her Şey (Spoiler İçermez)
Richard Linklater, senaryosunu başrol oyuncusu Glen Powell ile birlikte kaleme aldığı bu yapımda, gerçek bir olaydan esinlenmiş olmanın verdiği avantajı sonuna kadar kullanıyor. Film, insan psikolojisinin derinliklerine inen ama bunu asla ağır bir dramaya dönüştürmeyen, tam aksine zeki mizahıyla izleyiciyi avucunun içine alan bir yapıya sahip. Gary’nin felsefe derslerinde öğrencilerine aktardığı “kimlik inşası” teorisinin, kendi hayatında ete kemiğe bürünmesi hikayenin omurgasını oluşturuyor. Glen Powell, kariyerinin en olgun ve katmanlı performansını sergilerken; film boyunca büründüğü farklı kiralık katil persona’ları ile adeta oyunculuk dersi veriyor. Her bir kılık değiştirme sahnesi, karakterin bastırılmış arzularının ve içindeki vahşi potansiyelin dışavurumu olarak sinematografik bir ziyafet sunuyor.
Adria Arjona ise Maddy karakterine yüklediği o tekinsiz, çekici, yaralı ve bir o kadar da özgür ruhlu kadın enerjisiyle ekranı adeta ateşe veriyor. İkili arasındaki kimya, sinema tarihinin en inandırıcı ve en yüksek tansiyonlu ekran uyumlarından birini müjdeliyor. Görsel açıdan New Orleans’ın nemli, caz kokan sokakları ve klostrofobik iç mekanları, hikayenin gerilimini ve tutkusunu besleyen kusursuz bir atmosfer yaratıyor. Kurgu temposu o kadar akıcı ki, iki saatin nasıl geçtiğini anlamak imkansızlaşıyor. Müzik kullanımı ise olayların absürtlüğünü ve romantik gerilimini alt metinde ustalıkla destekliyor; sahneler aralarındaki geçişler adeta caz müziğinin doğaçlama ruhunu yansıtıyor.
Neden Bu Filmi Mutlaka İzlemelisin?
- Usta İşi Atmosfer Tasarımı: New Orleans’ın kendine has dokusunu, suç ve tutkunun kesiştiği noktada muazzam bir görsel estetikle beyaz perdeye taşıyor.
- Katmanlı Oyunculuk Performansları: Glen Powell ve Adria Arjona’nın beyaz perdedeki elektrik kesmeyen uyumu, karakterlerin psikolojik dönüşümlerini kusursuz kılıyor.
- Düşündüren Sosyolojik Okumalar: Kim olduğumuzun başkalarının bizi nasıl gördüğüyle ne kadar ilgili olduğunu, kahkahalar attırırken derin bir felsefeyle sorgulatıyor.
💛 Bu Film Sana Ne Hissettirir?
Film bittiğinde zihninizde canlanan ilk şey, yüzünüzdeki istemsiz ve geniş bir gülümseme olacaktır. Hit Man, izleyicisine modern sinemada pek sık rastlanmayan bir saf sinema keyfi, hafiflik ve tatlı bir suç ortaklığı hissi vadeder. Karakterlerin içine düştüğü absürt durumlar karşısında duyulan heyecan, yerini içten bir hayranlığa bırakır. Film, insan ruhunun ne kadar esnek olduğunu, aşkın ve tutkunun en beklenmedik anlarda bile insanı nasıl yeniden tanımlayabileceğini hatırlatarak içimizi ısıtır. Hayatın o kadar da ciddiye alınmaması gereken kurallarla dolu olduğunu, bazen maskelerimizin altındaki gerçek benliğimizi bulmanın tek yolunun tehlikeli bir yoldan geçmek olabileceğini fısıldar.
⚠️ Kimler Bu Filmi Sevmez?
Dobra olalım, bu sinematik yapı her izleyiciye uygun olmayabilir:
- Hızlı Aksiyon Arayanlar: Film, patlamalarla dolu bir kovalamaca yerine entelektüel zekaya ve diyaloglara odaklandığı için saf aksiyon tutkunlarını tatmin etmeyebilir.
- Net Cevaplar İsteyenler: Hikayenin ahlaki sınırları kahramanların lehine esnettiği gri alanlar, katı siyah-beyaz dünya görüşüne sahip izleyicileri rahatsız edebilir.
- Karakter Odaklı Dramadan Sıkılanlar: Olay örgüsünün tamamen psikolojik dönüşümler ve karakter kimyası üzerine kurulmuş yapısı, bazı izleyicilere yavaş gelebilir.
🧠 Ben Olsam Kime Öneririm?
- Catch Me If You Can veya Mr. & Mrs. Smith sevenlere.
- Romantik komedi ile kara filmin kusursuz evliliğine ilgi duyanlara.
- ‘Bana zekice yazılmış, eğlenceli ve sürükleyici bir yapım lazım’ diyen her sinemasevere.
🧾 Son Karar
Hit Man (Gizli Görev), sinemanın hâlâ insanı şaşırtabileceğini, eğlendirebileceğini ve bunu yaparken zekasından ödün vermeyeceğini kanıtlayan nadide bir modern klasik adayı. Richard Linklater’ın yönetmenlik dehası ve başrol oyuncularının parlayan enerjisiyle bu film, sinema arşivinizde uzun süre özel bir yerde saklayacağınız türden bir keyif. Hayatın koşturmacasından kaçıp akıllıca kurgulanmış, kahkaha dolu ama bir o kadar da zihin açıcı bir maceraya atılmak istiyorsanız, bu bileti kesinlikle kaçırmayın.
NETFLİX
GERALD’S GAME (OYUN):”Kelepçelerin Ötesinde, Zihnin Karanlık Labirentlerinde Bir Kurtuluş Ayini.”
Fantezi uğruna yatağa kelepçelenen bir kadın, kocasının ani ölümüyle ıssız bir evde mahsur kalır ve hayatta kalmak için içsel şeytanlarıyla savaşır.
Stephen King’in sinema uyarlamaları söz konusu olduğunda, yazarın zihnindeki o karanlık ve tekinsiz dehlizleri ekrana aktarabilmek her zaman çetin bir ceviz olmuştur. Gerald’s Game (Oyun), yönetmen Mike Flanagan’ın ellerinde sadece bir korku filmi olmaktan çıkıp, insan ruhunun en derin katmanlarına inen nefes kesici bir psikolojik hesaplaşmaya dönüşüyor. Başrolde Carla Gugino’nun adeta devleştiği, bir yatak odasının donduran darlığında geçen bu hikâye; korkunun yalnızca dışarıdaki canavarlardan değil, bizzat zihnimizin inşa ettiği hapishanelerden beslendiğini yüzümüze çarpıyor. Flanagan, Stephen King’in “sinemaya uyarlanamaz” gözüyle bakılan bu romanını, sinema tarihinin en zekice kurgulanmış klostrofobik kâbuslarından birine dönüştürmeyi başarıyor.
Gerald’s Game İncelemesi: Kelepçelerin Ötesinde, Zihnin Karanlık Labirentlerinde Bir Kurtuluş Ayini
Evliliklerindeki monotonluğu kırmak ve aralarındaki tutkuyu yeniden canlandırmak adına şehre uzak, ıssız bir göl evine gelen Jessie ve Gerald çifti, iddialı bir fantezinin peşinden koşarlar. Gerald, karısı Jessie’yi yatağın demir başlıklarına kelepçeler. Ancak bu masum görünen oyun, Gerald’ın ani ve trajik bir kalp krizi geçirerek yere yığılmasıyla bir anda cehenneme dönüşür. Kollarından yatağa mahkûm, anahtardan uzakta ve dış dünya ile tamamen ilişiği kesilmiş bir halde yapayalnız kalan Jessie; hayatta kalma mücadelesinin en tuhaf, en sarsıcı versiyonuyla yüzleşmek zorunda kalır. Issızlığın ortasında çaresizce kurtarılmayı beklerken, asıl tehlikenin odadaki cansız beden değil, kendi zihninin derinliklerinden su yüzüne çıkan bastırılmış anılar ve korkular olduğunu fark eder.
Günün ilk ışıkları odaya sızarken, Jessie’nin iç sesleri birer hayalet gibi yatak odasını doldurmaya başlar. Bir tarafta mantıklı, soğukkanlı ve hayatta kalma odaklı versiyonu varken, diğer tarafta korkak, suçluluk duygusuyla ezilen ve kabullenen diğer benliği durur. Mike Flanagan, bu darlık ve çaresizlik halini sadece görsel bir gerilim unsuru olarak kullanmıyor; aksine bunu, bir kadının yıllar boyunca taşıdığı travmatik yüklerden arınmasının, adeta mecburi bir ruhsal arınma ayinine çeviriyor. Film ilerledikçe oda daralıyor, duvarlar üzerine üzerine geliyor ve izleyici de bu psikolojik ablukanın bir parçası haline geliyor. Bu film; insanın kendi içindeki canavarlarla yüzleşmeden hiçbir kelepçeden, hiçbir geçmiş bağından tam anlamıyla kurtulamayacağını anlatan sarsıcı bir zihin yolculuğu.
🛏️ Gerald’s Game Hakkında Her Şey (Spoiler İçermez)
Carla Gugino’nun kariyerinin zirve performansını sergilediği bu yapım, oyunculuk dersi niteliğinde taş gibi sağlam bir temel üzerine kuruluyor. Gugino, neredeyse filmin tamamında bir yatağa kelepçeliyken sadece mimikleri, bakışları ve ses tonuyla öyle bir gerilim tırmandırıyor ki, izleyici olarak siz de o demirin bileklerinize battığını iliklerinizde hissediyorsunuz. Bruce Greenwood’un hayat verdiği Gerald karakteri ise kibirli, manipülatif ve ölümünden sonra bile Jessie’nin zihninde kabus görmeye devam eden tekinsiz bir gölge olarak filmin dinamiklerini besliyor. Yönetmen Mike Flanagan, King’in eserlerindeki o otantik ve ham edebi dili görselleştirirken, sıradan bir korku klişesinden özenle kaçınıyor ve her sahneyi bir karakter tahliline dönüştürüyor.
Filmin sinematografisi, klostrofobik atmosferi izleyiciye geçirmekte kusursuz bir iş çıkarıyor. Yatak odasının sarımsı, boğucu ışığı ile geçmişe yapılan zihinsel yolculuklardaki soğuk tonlar arasındaki geçişler, hikayenin ruh halini pürüzsüz bir şekilde yansıtıyor. Müzik kullanımı ise oldukça minimalist; gürültülü korku efektleri yerine, rüzgarın sesi, tahtaların gıcırtısı ve Jessie’nin kesik nefesleri adeta başlı başına birer müzik aleti gibi gerilimi tırmandırıyor. Film, kadının toplumdaki yeri, evlilik içindeki görünmeyen güç dinamikleri ve çocuklukta yaşanan travmaların yetişkinlikteki yıkıcı etkileri üzerine derin sosyolojik ve psikolojik okumalara kapı aralıyor.
Neden Bu Filmi Mutlaka İzlemelisin?
- Usta İşi Atmosfer Tasarımı: Tek bir mekanda geçen, neredeyse tek bir oyuncunun omuzlarında yükselen bir hikayeyi soluksuz bir gerilim fırtınasına dönüştüren kusursuz bir mekan ve ışık yönetimi sunuyor.
- Katmanlı Oyunculuk Performansları: Carla Gugino’nun sınırları zorlayan, cesur ve hayranlık uyandıran performansıyla sinema tarihinin en güçlü hayatta kalma portrelerinden birini çizmesi.
- Düşündüren Sosyolojik Okumalar: Sadece bir gerilim filmi olmayıp, kadın psikolojisi, bastırılmış travmalar ve rıza kavramı üzerine zihin açıcı ve cesur tartışmalar açması.
💛 Bu Film Sana Ne Hissettirir?
Gerald’s Game bittiğinde zihninizde ve ruhunuzda kalacak olan şey; tarifsiz bir hafifleme ile karışık derin bir sarsıntı hissidir. Film, insanın en zayıf anında bile içinde barındırdığı o inanılmaz hayatta kalma direncini ve iradeyi izleyiciye nakış nakış işler. İzlerken avuçlarınızın terleyeceğini, nefesinizin daralacağını ve bileklerinizde hayali kelepçelerin ağırlığını hissedeceğinizi garanti edebilirim. Ancak tüm bu gerilim perdesinin ardında, affetmenin, geçmişin hayaletleriyle barışmanın ve kendi özgürlüğünü kendi elleriyle (ya da dişleriyle) almanın o muazzam gücünü bırakır geride. Size şu derin soruyu sordurur: Gerçekten özgür müyüz, yoksa kendi zihnimizin yatak başlıklarına hala sıkı sıkıya kelepçelenmiş mi yaşıyoruz?
⚠️ Kimler Bu Filmi Sevmez?
Dobra olalım, bu sinematik yapı her izleyiciye uygun olmayabilir:
- Hızlı Aksiyon Arayanlar: Film, tempolu kovalamacalar veya peş peşe gelen doğaüstü korku öğeleri barındırmadığı, tamamen psikolojik derinliğe odaklandığı için bu kitleye durgun gelebilir.
- Net Cevaplar İsteyenler: Hikaye, bazı metaforik ve zihinsel katmanları tamamen izleyicinin yorumuna bıraktığı için sonu itibarıyla kafalarda soru işaretleri bırakabilir.
- Karakter Odaklı Dramadan Sıkılanlar: Neredeyse tüm sürenin tek bir odada geçen diyaloglar, iç sesler ve mental çatışmalarla geçmesi, saf korku arayanları yorabilir.
🧠 Ben Olsam Kime Öneririm?
- Misery veya 1922 gibi usta yazarın zihninden süzülen psikolojik derinliği yüksek uyarlamaları sevenlere.
- Psikolojik gerilim, klostrofobik anlatılar ve karakter odaklı hayatta kalma hikayeleri türüne ilgi duyanlara.
- Bana tekinsiz, düşündürücü ve sarsıcı bir yapım lazım diyen her sinemasevere.
🧾 Son Karar
Gerald’s Game, korku sinemasının her zaman ucuz çığlıklardan ibaret olmadığını, asıl dehşetin insanın kendi geçmişiyle baş başa kaldığı o sessiz odalarda saklı olduğunu kanıtlayan nadide bir yapıt. Mike Flanagan’ın kusursuz rejisi ve Carla Gugino’nun akıllardan silinmeyecek performansıyla bu film, izleyicisine hem gerilim dolu soluksuz dakikalar vadediyor hem de ruhsal bir arınma seansı sunuyor. Eğer sinemada zeka, derinlik ve cesaret arıyorsanız, bu kilitli kapıyı aralamak için daha fazla beklemeyin.
NETFLİX
THE POWER OF THE DOG (KÖPEĞİN PENÇESİ):”Karanlık Sırlar Bozkırın Ortasında Saklı.”
1925 Montana’sında geçen hikaye, karizmatik bir çiftlik sahibinin, kardeşinin yeni eşine ve oğluna uyguladığı psikolojik baskıyı ve gizlenen sırları konu alır.
Jane Campion’ın yönetmen koltuğunda oturduğu, vizyon ve platformlardaki resmi adıyla Köpeğin Pençesi (The Power of the Dog), sinema salonlarından evlerimize sızan ve zihnin en ücra köşelerinde cayır cayır yanan sessiz bir yangın. Başrollerinde Benedict Cumberbatch, Kirsten Dunst, Jesse Plemons ve Kodi Smit-McPhee gibi usta isimlerin buluştuğu bu yapım, 1925 yılının Montana bozkırlarında geçen, insan ruhunun en karanlık ve pürüzlü kıvrımlarını mercek altına alan taş gibi sağlam bir psikolojik drama. Film, sadece bir dönemin ve coğrafyanın değil, toksik maskülenliğin, bastırılmış arzuların ve yalnızlığın portresini çizerken izleyiciye adeta nefes almayı unutturan, derinlikli bir sinir harbi vadediyor.
The Power of the Dog İncelemesi: Montana Bozkırlarının Gizli Ayazı
Hikaye, Montana’nın tozlu ve heybetli dağ eteklerinde, Burbank kardeşlerin sahiplendiği büyük bir çiftlikte geçmektedir. Phil Burbank (Benedict Cumberbatch), karizmatik, entelektüel ancak bir o kadar da acımasız, iğneleyici ve kaba bir çiftlik sahibidir. Kardeşi George (Jesse Plemons) ise onun gölgesinde yaşayan, daha sessiz ve uzlaşmacı bir karakterdir. Ancak George’un, kasabanın yerel otelini işleten dul Rose (Kirsten Dunst) ile ani evliliği ve narin oğlu Peter’ı (Kodi Smit-McPhee) da çiftliğe getirmesi, bu köhne dengeleri yerle bir eder. Phil, kardeşinin bu hamlesini bir ihanet olarak görür ve Rose ile hassas ruhlu oğlu Peter’ı hedef alan, ince ince işlenmiş, psikolojik baskılarla dolu bir kuşatma başlatır. Film, bu gerilimli ev dinamikleri üzerinden ilerlerken, karakterlerin maskelerinin ardındaki kırılganlıkları ve saklı sırları yavaş yavaş, adeta bir neşter gibi açığa çıkarır. Bu film; insan psikolojisinin en karanlık labirentlerinde, bastırılmış duyguların ne kadar yıkıcı olabileceğini sinemanın en duru diliyle anlatan baş döndürücü bir eser.
🤠 The Power of the Dog Hakkında Her Şey (Spoiler İçermez)
Jane Campion, yönetmenlik koltuğunda otururken kamerayı sadece olayları kaydeden bir araç olarak değil, karakterlerin iç dünyalarını ve bastırılmış arzularını açığa çıkaran bir fırça gibi kullanmış. Bozkırın o uçsuz bucaksız, vahşi doğası, Phil Burbank’in zihnindeki tekinsiz ve sert coğrafyanın adeta bir yansıması haline geliyor. Benedict Cumberbatch, kariyerinin en sarsıcı ve pürüzsüz performanslarından birine imza atarak, maskülenliğin arkasına saklanan o derin yaralı ve yalnız adamı muazzam bir keskinlikle canlandırıyor. Ona eşlik eden Kirsten Dunst, Rose karakterinin alkolün ve psikolojik baskının gölgesinde eriyip gidişini gözlerindeki o korku dolu ışıkla harika yansıtıyor. Kodi Smit-McPhee’nin canlandırdığı Peter ise, ilk bakışta zayıf görünen ama zekasıyla tüm dengeleri altüst edebilecek potansiyele sahip, sinema tarihinin en unutulmaz karakterlerinden biri olarak sivriliyor. Johnny Greenwood’un zihne kazınan, gerilimi ve melankoliyi aynı anda körükleyen müzik tasarımı, filmin atmosferini beton gibi sağlam bir temele oturtuyor.
Neden Bu Filmi Mutlaka İzlemelisin?
- Usta İşi Atmosfer Tasarımı: Montana’nın tozlu yolları, devasa çiftliği ve 1920’lerin otantik dokusu, izleyiciyi ilk dakikadan itibaren dönemin içine hapseden kusursuz bir görsellik sunuyor.
- Katmanlı Oyunculuk Performansları: Benedict Cumberbatch ve Kirsten Dunst başta olmak üzere tüm kadro, kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlarda bile bakışlarıyla devleşiyor.
- Düşündüren Sosyolojik Okumalar: Toplumun dayattığı erkeklik algıları, bastırılmış kimlikler ve yalnızlık üzerine izledikten sonra bile günlerce düşüneceğiniz derin katmanlar barındırıyor.
💛 Bu Film Sana Ne Hissettirir?
Film bittiğinde zihninizde taht kuracak olan şey, bozkırın o dondurucu ayazının ruhunuza işlediği hissi olacak. Campion, izleyiciye adeta ağır ağır akan ama derinden yaralayan bir sessizlik armağan ediyor. Karakterlerin birbirlerine karşı ördüğü duvarlar, söylenmeyen sözlerin ağırlığı ve bastırılan arzuların yarattığı o boğucu gerilim, izleyicinin kendi iç dünyasındaki kuytularla yüzleşmesini sağlıyor. Film, neyin gerçek güç neyin ise sadece bir kalkan olduğunu sorgulatırken, insanın en savunmasız anlarında bile nasıl hayatta kalmaya çalıştığına dair sarsıcı bir yaşam dersi bırakıyor.
⚠️ Kimler Bu Filmi Sevmez?
Dobra olalım, bu sinematik yapı her izleyiciye uygun olmayabilir:
- Hızlı Aksiyon Arayanlar: Hikaye, patlamaların veya tempolu kovalamacaların olmadığı, sabırla ve ilmek ilmek örülen derin bir psikolojik gerilim üzerine kurulduğu için bu kitleyi sıkabilir.
- Net Cevaplar İsteyenler: Yönetmen her şeyi izleyicinin gözüne sokmak yerine, bazı sırları ve motivasyonları boşlukta bırakarak yorumlamayı seyirciye bırakır.
- Karakter Odaklı Dramadan Sıkılanlar: Görsel görkemin altında yatan ince insan ilişkileri ve ruhsal çözümlemeler yerine yüzeysel bir akış bekleyenler aradığını bulamayacaktır.
🧠 Ben Olsam Kime Öneririm?
- There Will Be Blood veya The Master sevenlere.
- Psikolojik gerilim ve dönemsel dramalar ilgi duyulana.
- Bana tekinsiz, düşündürücü ve sarsıcı bir yapım lazım diyen her sinemasevere.
🧾 Son Karar
Köpeğin Pençesi, sabırlı izleyicisini ödüllendiren, sinema sanatının tıkır tıkır işleyen nadide mekanizmalarından biri. Görüntü yönetiminden oyunculuklara, müzik seçiminden yönetmenlik vizyonuna kadar her anıyla sinemasal bir ders niteliğinde. Eğer hayatın ve insan ruhunun karanlık, keşfedilmemiş tünellerinde dolaşmaktan korkmuyorsanız, bu bozkır yolculuğu sizin için kaçırılmayacak bir deneyim.
-
DİSNEY+5 ay önceSOUL (RUH):’Hayatın Anlamı, Hedefe Varmak Değil; Yolun Kendisidir.’
-
PRİME VİDEO4 ay önceTHE ZONE OF INTEREST (İLGİ ALANI):”’Yan Bahçende Yeşeren Korku’”
-
HBO MAX5 ay önceDUNE PART TWO (DUNE: ÇÖL GEZEGENİ – BÖLÜM İKİ):”Kader, Kumların Altında Yazılıdır.”
-
PLATFORMSUZ5 ay önceTHE INVİSİBLE GUEST (GÖRÜNMEYEN MİSAFİR):”’Gerçek Sandığın Her Şey Yalan Çıkabilir’”